Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Note: This feature may not be available in some browsers.
"Cehennemin kapıları açıldı. Herkese iyi oyunlar"
Solan çiçeklerimin asıl rengi maviydi, şimdiyse griye dönmüşlerdi. Üstelik, karşımdaki adam bana ahlaksız bir teklif sunmuştu.
'Ya küçük deliğini açıp planıma dahil olursun, yada burada ölene kadar çürürsün' demişti.
"Hızlı ol Karina! Vaktimiz yok."
"Neden ben?"
"Sikeyim! Hala sorguluyor musun!? Buradan gitmek istemiyor musun sen? Yoksa başkasını mı altıma almam gerekiyor?"
"Ama... B-Ben bunu yapamam..."
Beni kolumdan tutup, kaldığım hücredeki yatağa çekti. "Sen yapmayacaksın, ben yapacağım." Dedi. Mahkum kıyafetini çıkarmaya başlarken, "İlkin olabilir, sikimde değil. Buradan kurtulmak istiyorum, dışarıdaki kırk yaşındaki kadınlardan çocuk peydahlamam, zevk almak istiyorum. Bunu verebilir misin emin değilim, ama iki gün sonra tekrar geleceğim Karina, kendini hazırla. İşimizi sağlama almak için bu gerekli."
"B-Ben..."
Tamamen soyundu. Onunla beraber benimde soyunmamı istedi. Ellerim titrerken yapamadım, bunu da o yapmıştı. "Diz çök." Dedi. Dediğini yaparak diz çöktüm. Bana bakan kocaman penisi ile duraksamıştım. Tislayarak, "Acele et Karina! Yalamaya başla, beni azdır ki kolayca içine boşalabileyim." Dedi. Yapamazdım... Daha önce bir penis bile görmemişken ona nasıl sakso çekerdim?
"Daha önce yapmadım."
"Hay sikeyim!" Saçlarımdan tutup beni yönlendirdi. "Dilini etrafında gezdir, öpücük de kondurabilirsin. Sonra yalamaya başla..." Dediğini yaptım. Dilimle yalamaya başladım. Ellerimle tutmamı söylerken, küçücük ellerim ile onu nasıl tutacağımı düşündüm. Tecrübeli bir şekilde beni yönlendirmeye başladı. İki elimle penisini tuttum. Sıvazlarken artık erekte olmuştu.
Göğsümden iterek beni yatağa yatırdı. Üzerime abanırken korkudan ağlamak üzereydim. Kapıda bekleyen gardiyan, nereye gitmişti? Yada, onun adamı mıydı?
Erekte olmuş penisini girişime dayayarak yavaşça içime girdi. Farkındalık, yüzüme tokat gibi savrulurken çığlık atmak üzere ağzımı açtım. Ama elleri buna engel oldu. Ellerini tırmaladım.
"Biraz acıya dayanabilirsin Karina, unutma. Burada daha beterlerini yaşayanlar var..."Haklıydı.
Bir kere açık havaya çıktığımda kolu kopmuş bir mahkum görmüştüm, ondan sonra sırtında kırbaç izleri olan biri... Sonra sadece bir kez konuştuğum, ve sadece adını bildiğim Cassie'nin bacaklarındaki kesik, izmarit izleri... Buraya geleli sadece bir hafta olmuştu. Ama duvarlar, üzerime geliyordu.
"Sikeyim! Beni azdırmıyorsun bile!" Dedi tıslayarak, ne yapabilirdim?
Kim ilk deneyiminin bir hapishane hücresinde olmasını isterdi ki?
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Acımasızca içime giren adam, hissizce, boş gözlerle beni izliyordu. Nasıl altında ezildiğimi... Planlarının nereye varacağını, eğer olursa rahmimde oluşan suçsuz bir canlı, ona nasıl bakabilirdim?
Dedikleri olursa, buradan çıkardık. Ama çıktıktan sonrası vardı... Annemi aramak adına bir cinayete şahitlik etmiştim. Ne olmuş, ne bitmiş hepsi üzerime kalmıştı...
Onu aldıramazdım, yapamazdım... Annemin beni aldırmak istediğini söyleyen Don amcam, ona zar zor engel olmuştu. Çünkü babam, yıllar önce Barex'e girmişti... Şimdiyse, kendi kızı oradaydı.
Ama, yüzünü dahi bilmediğim bir adamı nasıl bulacaktım? Sadece ismiydi, Samuel Mitchell...
Barex, katildi.
Barex, kaideleriyle ün salmış bir cehennem çukuruydu...
Beni gerçekliğe iten, üzerimdeki adamın sert vuruşlarıydı. Canım o kadar yanıyordu ki, içime akıttığı sıvısı ile sonunda bu eziyetin de bittiğini anlamıştım.
Biz insanlar, melek değildik. Masum? Hiç değildik.
Gözlerini hırs bürüyen birini asla durduramazsınız, "Karina, özür dilerim." Dedi. Bana sadece ismini söylemişti. Adı, Hero'ydu.
Hero, bir tanrı kadar muazzam, bir tanrıça kadar güzeldi. Yüzündeki yılların verdiği yorgunluk, ve bir yara. Derin bir yaraydı. Elimi uzattım, ama kendini geri çekti. İçimden çıkarken acıyla inledim. Masumiyetim, penisini sarmıştı...
Arkasını döndü. Üzerini giyinirken yattığım yatakta onu izledim. Sadece bunları düşünmüştü, peki gerisi? O masum cana ne olurdu? Yüzündeki yara beni korkuturken, sırtındaki daha beterdi... Burada, neden işkence görürlerdi? Normal bir hapishane olamaz mıydı...
Kırbaç izleri, kemer, isminin baş harfi olan bir iz...
Kıyafetini giyip bana döndü. "Biraz yat, nede olsa seni bu halde kimse görmez. Sonra kapıdaki gardiyana, seni revire götürmesini söyle. Gerisini hemşire halledecektir." Parmağını kaldırıp bana doğrulttu. "Sakın, bu olaydan bahsetme. Yoksa planı başlamadan bitirirsin." Dedi. Başımı onaylarcasına salladım.
Sonra ardına dahi bakmadan gitti...
{ OY VERMEDEN VE TAKİP ETMEDEN GEÇME }
"Karina! Daha hızlı!" Don amcam arkamdan bağırıyordu.
"Donovan! Nereye kadar kaçacaksınız!" Polis memuru, Don amcam ve benim peşimdeydi. Birkaç gece önce bir cinayete tanık olmuştum. Bunu Don amcama anlattığım sırada, bizi bulmuşlardı. Don amcam ile aramızda tam 11 yaş vardı. Ben 17, yani bugün 18 olacaktım. Oysa 28 yaşındaydı. Her doğum günümüz beraber geçiyordu,o benimkini, bende onunkini eksiksiz kutlardık. Çünkü tek eksiğimiz kalabalık bir aileydi.
Suçsuzduk, ama kaçıyorduk. Ve bu bizi suçlu durumunda gösteriyordu.
"Anneni becerdiğim zaman görüşürüz!" Bir patikadan sapıp, izimi kaybettirdim. Don amcam arkamdan geliyor olmalıydı!
"D-Don amca!" Titreyen sesimle amcama ulaşmaya çalıştım. Küçük bir tepedeydim, o yüzden cabuk fark edilebilirdim. Daha birkaç adım atmamla siren sesleri duyuldu.
Polis arabasının camından sarkan Don amcam, "Ne bekliyorsun kızım! Kaçsana!" Adımlarım yerine çakılı kalmıştı. Don amcamı yakalamışlardı, sıra bendeydi. Hayır, buna izin vermezdim. Silahını bana doğrultmuş bir polise tekme attım. Silahı yere düşerken hızla silahı kavrayıp üzerlerine doğrulttum.
"Karina! Gerizekalı! Yapma bunu" Don amcamın sesini duyuyordum, ama bir yandan duymuyordum. Diğer polislerin sesleri birbirlerine karışıyordu. "İndir o silahı!"
Hepsi üzerime silah doğrultmuştu. Sanırım bire beş, çok salakça bir durumdu. Salaklık yaptığımın farkına yeni varmıştım, fakat iş işten geçmişti. Sol bacağımda hissettiğim keskin acı ile inledim. Piç kurusu, bana ateş etmişti!
Silahı sıkıca kavradım, tetiği çekerek beni vuran polis memurunu omuzunun, kalbinin üzerinden vurdum. Don amcam ellerinde kelepçeleyle yarım açık pencereden nasıl çıktığını bilmediğim bir şekilde tam önümde durdu. "Yemin ediyorum hiç bana çekmemişsin!" Diyerek söylendi. Bense bacağımı tutuyordum. Gerçekten, ona hiç çekmemiştim. Don amcam şeytandı. Bazen ot satardı, ama sadece para kazanmak için. Bir kez bile içtiğini görmemiştim, ele başlarından bir miktar paraya alır, müşteriye on katına satardı.
Şimdi diyordum ki bunun konuyla ne alakası var? Gerçekten salaktım.
"Durun!"
"Yakalayın şunları!" Don amcamı önümden alırlarken birisi de beni kolumdan tutup çekti. Ters kelepçeyi kapatırken acıyan bacağımı hiçe sayarak tekme attı.
İnleyerek, "Siktir! Piç kurusu! "
Dediğimde tekrar tekme attı. İnleyerek yere düştüm. "Bu sana ders olsun." Diyerek beni yerden kaldırdı. Arabaya doğru yürürken don amcamın yanındaki polis memuru, "Bu yarım, küçücük sikik pencereden nasıl fırladın?" Dedi.
"Yaklaş. Söyleyeyim." Dediğinde polis memuru harbiden yaklaştı. Don amcam adamın yüzüne tükürürken, "Tükür, kayarak geçersin." Dedi.
Başımda hissettiğim acı ile herşeyin farkına vardım. "Gerizekalı mısınız!" Adam, beni içeri sokarken kafamı arabaya vurmuştu. Böyle *****, sarsak herifleri ne diye polis yaparlardı ki?
Beş kişi iki kişiyi zor yakalamışlardı.
Olaydan istifade bacağımdan kanlar akıyordu. Acı yerini belli ederken koltuğa atıldığımda inledim.
Gerçekten, zaten yakalamışlardı, birde zorbalamaktan keyif mi alıyorlardı?
Şimdi asıl sorunumuz, buradan hiç sorgulanmadan, Barex'e gideceğimizdi. Ki, bir suçumuz bile yoktu. Ama kaçmıştık, buysa onlara artı puan kazandırmıştı.
{ OY VERMEDEN VE TAKİP ETMEDEN GEÇME }
Dünya, iki taraftan oluşuyordu. İyiler ve kötüler. Kötüler yaşadığımız kısım, Batı kısmındaydı. Doğuya ise asla adım atmamıştık.
Bulunduğumuz bölge her türlü tehlikeyi içinde barındırıyordu. Dünyadaki cehennem tam anlamıyla Barex'ti.
Şimdi ise sorgusuz, sualsiz Barex'e gidiyorduk.
Orası ölümdü. Bir katliamdı...
"İçeride seni harikulade bir hücre bekliyor Karina." Sesin sahibine döndüm. Bizi buraya getiren şerif Aaron'du. Ve bu adamı günahım kadar sevmezdim.
"Sizden iyidir şerif." Gülümsemem yüzümü aydınlatmıştı. Son gülümsemem olsa bile bu adama laf sokmadan olmazdı.
Başını iki yana salladı. Gülerek, "İçerisi cehennem Karina. Eskiler tahliye oldu, ve emin ol ki yeni mahkumlar, eskilerden daha becerikli. "
Yutkundum.
Eskiler dediği kişiler ya ölmüş, yada tahliye olmuş kişilerdi. Çoğu kişiler ölünce de tahliye olmuş sayılırdı.
Gelmiştik. Don amcamı birkez daha görmeme izin vermemişlerdi. Artık yalnızdım. Sadece ben, ve tanrı vardı. Siyah gri duvarlar dışarıdan o kadar kasvetli görünüyordu ki, içeriyi tahmin bile edemiyordum. İçerisi, acaba babamı orada bulabilirmiydim?
Saçmalama Karina! Hücrenden babanı nasıl bulmayı planlıyorsun!?
Üzerimdeki tozlu kıyafetlerim beni kaşındırıyordu. Şerif Aaron kolumdan tutup beni arabadan indirdi. Kocaman, çelik, bilemedin titanyum kapılar açıldı. İşte, yeni hayatın Karina. Ömrünün sonuna kadar buradasın.
Gökyüzü, bir daha onu görebilir mıydım? Son kez başımı yukarı kaldırdım. Masmavi gökyüzü sarıya çalıyordu. Çünkü akşam oluyordu, beceriksiz Peter ve ekibi bizi akşama kadar anca yakalayabilmişti.
Çıkmadan Aaron, "Asilik yapma Karina, burası asileri affetmez."
Asileri affetmez...
Ayaklarım sürünerek bedenimi takip ediyordu.
Hadi ama Karina. Korkma. Korkma... Bu dünyada korkaklara yer yoktur, olmamalı... Korkarsan ölürsün, korkarsan ölürsün.
Hayatımın dönüm noktası şimdi başlıyordu. Az sonra gireceğim küçücük dört duvar arasında sıkışıp kalacaktım. Kim bilir? Belkide ölecektim. Ama babamı bulmadan asla...
Don amcamdan sır çıkmıyordu. Bana babam hakkında en ufak bilgi vermiyordu...
Oysa bilgiye çok ihtiyacım vardı... Hayatım bir kutudan ibaretti. O kutunun içinde sadece ben, ve Don amcam vardı. O kutu bizi tüm kötülüklerden koruyordu... Yani tahminimce, ama artık değil. Şimdi ikimiz de ayrıydık. Belki buraya gelirken onu görürdüm. Belki karşılaşırdık...
Hislerim beni yanıltmazdı. Arkamdaki polis memurunun 'Don kaçmış' dediğini duydum. Dudaklarıma intikal eden gülümseme herşeyi anlatıyordu. Don amcam başarırdı. Don amcamın çıkamayacağı delik yoktu. Don amcamın halledemeyeceği iş yoktu. Don amcam... Tek kelimeyle mükemmeldi...
""Kaçarken Karinaya iyi bakın, döndüğümde aynı şekilde görmek istiyorum' da demiş..." Derken uzaklaşıyorduk. Aaron, sinirle nefes verdi. Genç olmasına rağmen burada kendini çürütecekti. Buradaki insanlar, adamı yorardı. Şimdiden saçlarına ak düşeceği belliydi. Kıkırdadım.
"Bunlar son gülüşlerin Karina, Donovan kaçmış olabilir. Ama seni geri alamaz,şu kapıyı görüyor musun?" Dedi, önümüzdeki kapıyı işaret ederek, "Şu kapıdan girdiğin an buradan seksi bir ceset çıkacak." Diyerek devam etti.
"Hayat sürprizlerle doludur şerif Aaron. Ve dediğiniz gibi, buradan seksi bir ceset çıkacak." gülüşümü bu adama sergilemiştim, koca kapılar açıldı. Ve beni bir girdaba sürükledi...
{ OY VERMEDEN VE TAKİP ETMEDEN GEÇME }
Herşey bitmişti.
Herşey... Şu saatten sonra artık bir ölüydüm. Ve ölümümü beklediğim hücreme gelmiştik... Gelene kadar yüzlerce hücre görmüştüm.
Fakat gördüklerim, bildiklerimi yanıltmıyordu.
Beni burada geceye kadar bekleteceklerdi. Henüz 18 olmadığım için içeriye atamazlardı. Önüm sıra ilerleyen mahkumlara baktım. Hepsi kötü durumdaydı. Kiminin yaraları sırtında, bacaklarında, ve kollarındaydı. Kiminin de kalbinde...
En çok dikkatimi çeken ise, vücutlarında kalıcı bir iz olan B simgesiydi.
Belki kaçabilirdim. Her zaman bir umut vardı, ama ellerim kelepçeli iken, ve peşimde o kadar adam varken imkansızdı. Peki, Don amcam nasıl başarmıştı?
Duyduklarım beni yanıltmıyorsa Don amcam, yanında olan üç kişiden kaçmıştı. Bunu nasıl başardığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ama o, Don amcamdı. O Donovan Mitchell'di. Mutlaka başarırdı. Çünkü benim Don amcam, benim için bir Süpermendi. Küçükken bana hem anne, hem baba olmuştu.
Bir odadaydım. Fakat bu odada büyükçe, ve camı olmayan bir pencere vardı. Buradan herşey görünüyordu. Açık alanda bulunan, gri duvarlar ardında kalan kendi halinde mahkumlar dolanıyordu. Sanırım haftada bir böyle çıktıklarını duymuştum.
"Bakın!" Dedi, arkamdaki gardiyan. Bütün gözler bize döndü. Tek tek hepsini incelemeye fırsatım olmamıştı.
Belimin kenarında hissettiğim keskin acı, ve sıcaklık ile çığlık attım. Ellerimde kelepçe olduğu için arkama uzanamıyor, belimi yaralayan o şeye dokunamıyordum. Gözlerim dolarken gardiyan konuşmaya devam etti.
"Burada ya itaat et ya öl! " Dedi. Sırtım onlara dönecek şekilde beni çevirdi. Acıdan inliyordum. Elinde tuttuğu kızgın demiri havaya kaldırdı. "Barex cehennem! Sizde bu cehennemdeki *****, küçük piyonlarsınız!" Dedi.
Şimdi anlamıştım. Herkeste gördüğüm B sembolünü bana da kazımışlardı... Artık herşey yeni başlıyordu.
"Barex'e hoşgeldin yeni mahkum, duşa girerken dikkatli olmalısın." Dedi gardiyan, fısıltısı ile yüzümü buruşturdum.
Gözümden bir damla yaş düşmedi.
Bahsettiği duşa girerken dikkatli olmam konusunu ciddiye almıştım. Duyumlarıma göre erkekler ile aynı yerde duş alınıyormuş. Yani mahrem diye biryer yokmuş.
Damgaladıkları mallarıymışız gibi hissediyordum. Bir mahkum, bu kadar acınası bir hayat yaşar miydi?
Gece yarısına az kalmıştı.
Akşamı zor etmiştim... Yanımda az sonra giyecek olduğum mahkum kıyafeti, ve bir bileklik vardı.
Karina Mitchell B.
Bunu takmak zorunda olduğuma inanamıyordum!
Üzerimde hâlâ yırtık olan bluzum, ve kısa kot şortum vardı. Bacaklarımdaki toz esmer tenime daha da esmerlik katmıştı.
Kafam kaşınıyordu.
Tik tak.
Vakit doldu. Saatin sesi geldiğinde artık 18 yaşında genç bir kızdım.
Artık 18 yaşında bir mahkûmdum.
Artık 18 yaşında hayatı kaymış bir çocuktum.